135 kişi kendisini tutuyor, 9 arkadaşı var.
ysk'nın 12 bağımsız milletvekiline veto kararı, kimin savaş istediğini ayan ve beyandır.
haklısın dharma bum. ama bunu affettirecek güzel bir haber veriyorum: sırrı süreyya önder milletvekili adayı olacakmış. bak:
akira kurosawa 20 yıl önce öngörmüş işte. nükleer meraklılarının ilgi ve bilgisine:
medeniyet kültürünün beşiği sayılan yurdun kültürsüz çocuklarıyız biz...
şu soğuklar geçene kadar, kış uykusuna yatabilsek ne iyi olurdu...
"hayatın ilkel durumlarından biri de saklambaç oyununda yaşanır. herkes sizi ararken saklanmış olmanın verdiği o ürperti, sizi buldukları zaman yaşanan o tadına doyulmaz apansız korku, sonra sizi bir başınıza bıraktıklarında hissedilen o panik. bu oyunda çok iyi saklanmamak gerekir. oyunu çok iyi bilmemek gerekir. oyuncu, hiçbir zaman oyunun kendisinden büyük olmamalıdır.
bu, bir kelimeyi büyük bir incelikle söyleyip de kimsenin bunu anlamamasına ve kelimeyi açıklamak zorunda kalmanıza benzer."
siyah an'lar, j. baudrillard, s. 82
aklı takdir etmemek elden gelmiyor, ama onun kendi çerçevesini hiçbir zaman aşamadığını, insanın yalnız kafa ihtiyaçlarına cevap verebildiğini de kabul etmek lazım. halbuki arzu; aklı da başka türlü özentileri de içine alan bütün hayatın, yani bir insan hayatının en kudretli ifadesidir. gerçi bu çoğu zaman hayatımıza beş para etmez bir şekil veriyor, fakat gene unutmayalım ki hayat hayattır, kare kökü almak değil... mesela ben, gayet tabii olarak yalnız aklımı kullanıp, hayatiyetimin ancak yirmide birinden faydalanarak değil, içimde hayatla ilgili bütün unsurları seferber ederek yaşamak istiyorum. aklın kudreti nereye kadar uzanır? akıl öğrenebildiği kadarını bilir. (belki bazı şeyleri hiçbir zaman öğrenemeyecektir. gerçi bunun teselli edici bir tarafı yok, ama neden söylemeyelim?) öte yandan insanoğlunun hayatı hem şuurlu hem şuursuz olarak, kah aldanıp kah aldatarak devam edip gidiyor. bana acıyarak baktığınızdan şüpheleniyorum, aziz okuyucular: kültürlü, aydın, kısacası istikbali olan bir adamın çıkarlarına karşıt istekleri bile isteye duymayacağı gerçeğinin matematik bir kesinlik taşıdığını tekrarlıyorsunuz. size hak veriyorum. fakat yüzüncü defadır söylüyorum ki, insanın kasten, şuurlu olarak zararlı, manasız, hatta son derece budalaca bir arzuya kapıldığı bir durum, tek bir durum vardır. bu ne kadar manasız olursa olsun istemek hakkına sahip olmak, yalnız akla uygun şeyler istemek zorunda olmamak arzusudur. bu manasız istek, hele bazı hallerde bizim için bütün dünya nimetlerinin üstünde bir değer kazanabilir okuyucularım. bazen, bize açıkça zararı dokunduğu halde ve çıkar üzerine en akla yakın düşüncelerimize taban tabana zıt bulunmasına rağmen bütün öbür çıkarlardan daha çok fayda sağlayabilir. çünkü bizim için en önemli, en değerli bir varlığı, şahsiyetimizi, özelliğimizi korumaktadır. bazı kimseler bunların insan için her şeyden aziz olduğunu iddia eder.
yeraltından notlar,
dostoyevski, MEBY,
ç. nihal yalaza taluy, s. 30
Pek tabi iktisada kölelik yapmaktan çekinmeyen kimi matematikçiler azalan marjinal faide diye bir fonksiyon tanımlayıp Büyük Usta Dostoyevski'nin rakamların ve çıkarların vaveylasından kurtarmaya çalıştığı kimi arzuları da malum fonksiyonun sıradan bir türevi haline sokmayı -üzgünüm- başardılar. Geriye sizin hesaplanılmış zaferlerinize ben dil çıkaracağım deyiveren büyük ustanın sivri dili kaldı sadece. -Bir de Einstein'ın- =)
öyleyse bluyavelli, bendeniz'i dostoyevski ve toplumcu düşünce arasında bir öpüşme hayal eden bir sartre olarak görün rica ederim.
namı-ı belli 1
Muhterem imkanatutuldum hanımefendi;
Baş aşağı çevrilince yine de başının üstüne düşmeyen Hegel Diyalektiğinin bir yaz gecesi rüyası imiş gibi düşünüverdim sizi birden. İyi geceler keyifli sohbetler.
NOT: simone de beauvoir hasedinden çatladı emin olunuz. Dikkat ediniz bu hanıma kıymetli dostum Paul'u kimselere yem etmeyecektir =)
simoe ile eski dostuz; öyle ki paul'e yazdığı mektupları göndermeden evvel bana okuturdu. paul'den gelenleri de keza. bir keresinde sizden de bahsetmişti paul. cafe de flore'de yaptığınız sohbetlerinizde her daim demlediğiniz çayların tadına doyum olmadığını, lakin bir süre sonra cafe sahibinin sizi kıskanarak oradan uzaklaştırmak için başvurduğu entrikaların sonuç verdiğini üzüntüyle anlatmış; en kötüsü de bu hadiseden sonra sizi bir daha göremediğini, kendisinin haberdar olmadığı sanal bir ortamda görüldüğünüzü işittiğini söylemişti.
Bu sözleri işittiğime nasıl bahtiyar oldum; bilemezsiniz efendim. Sevgili Paul'u her daim hoşsohbetliği ile hatırlayacağım. Fransızlar nedense kibar kimseler gibi düşünülmüştür hep. Lakin, özellikle Paris kabalıkta hiç bir hudut tanımayan garsonlarla dolup taşmıştır eskiden beridir. Sohbetlerimizin köküne kibrit suyu döken o sevimsiz zatı Paul'le birlikte hatırlamak takdir edersiniz ki en büyük bahtsızlığımdır.
Gerçek Yaşayan kimselerden biri idi sevgili Simone da. Sanal mecralarda görüldüğümü öğrendiğinde hayli şaşırmış olmalı. En yakın fırsatta hem Paul'ü hem de sevgili Simone u ziyaret edeceğim. Ortak dostumuz olması ayrıca hoş bir süpriz oldu benim için.
Sevgi ile Kalınız :)
Bazi insanlar; tepkisiz kaldiklarinda bile etrafa bir adalet ve baris duygusu yayarlar. Gerci pek tepkisiz kalmazlar ama tepki verdiklerinde ya da vermediklerinde ; adaletsizligi bile utandirabilen bir sagduyulari vardir.
(Bunu etiket olarak yapistiracaktim size ve birkac kisiye daha ama etiket icin fazla uzundu)
biraz geç oldu outuftouch (aylar oldu ben sosyomat'a girmeyeli) ama teşekkür ederim. etiket olarak kabul ediyorum. :))
sevmeyide nefretide faşizmide ama en çok özlemeni ne olduğunu malina ile öğrendim,çoğu zaman unuttuğum kendimi bile,
yeni açıldı afiş. kesin izlemişimdir ama nasıl bir filmdi hatırlamıyorum...yoksa zengin kız fakir erkek meselesi mi? :))
Yok değil :) İkiside yoksul burada. Matbaa'da çalışan yakışıklı gencimiz Avustralya hayalleri kuruyor. Sonra diğer yoksul kızımızla karşılaşıyor derken sürüyor gidiyor hikaye.
Güzel film.
Bu ne güzellik (:
bu evet (:
sahalarda görmek istediimiz harekatlar bunlar hamfemdi (:
yani algılama da bi yanlışlık olmasın avatrdaki poz o kadar sade ve net ki bi yumruk atsam bişey demessin sanırım...
andre gide diyordu ki: "insan kıyıyı kaybetmeye cesaret etmedikçe yeni okyanuslar keşfedemez"
ben de diyorum ki: kıyı güzelse ve okyanuslardan sonra gelip gelebileceğin yer yine bir kıyıysa, kalırım ben...
tam da herman hesse'nin "narziss ve goldmund"unu okuyordum. manastırda hoca olan bilge narziss ile gezgin goldmund'un hikayesi. goldmund, gide'nin kafadan, okyanusçu yani.. bense narziss gibi kıyı'cı...
yüzme bilmeyen biri olarak bende senin gibi kıyıcı sayılıyorum..yalnız yolda olmayı da çok seviyorum..
deniz... belki de en çok sevdiğim şey. kıyıdan fazla uzaklaşmadan içinde saatler geçirebildiğim... evim gibi...
keşke bende deniz hakkında senin gibi düşünebilseydim ama deniz ile o kadar samimi değilim..kıyıdan seveyim yeter:)
juliete binochet'a benzettim. senin dünkü siyah-beyaz fotoğrafını da o'na benzetmiştim.. :)
hüpper bi iltifat olarak alıp kabul ediyorm bu benzerlik şeysini (:
muck! tamam (:
canım, göremiyorum eklediğin şeyi ama, düşünmen neşelendirmek için yeterli..
"Sarhoş balıkla, topal martı" Ezginin Günlüğü'nden... neyse ozman, bi dahakine (:
ne garip di mi ..
aslında sen düşlerindesin ama bi yandan da başka insanların düşüncelerindesin...
evet...başkalarındaki kendimizden çoğunlukla haberimiz olmaz. ama kozmik olarak hissettiğimiz bişeyler vardır belki..:)
ummayan taş baş yararmış derler ya ..işte olaya bi de buradan bakacak olursak o kozmil olayı askıda ki yerini almış gibi duruyor:)
"insan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde, "korkma" , desin diye."
ece temelkuran/muz sesleri
insanoğlu teknolojik gelişmeyi uygarlık olarak görmediği zaman dünya daha yaşanılır bi yer olacak...
bi ara fırsatın olursa bi unobomber etiketine bi bak...
bu hüzünlü ve güzel ezgiye, okuduğum şu kelimeler karşılık geliyor...teşekkür ederim siaren..:)
............
7 temmuz 1982,şatila kampı,beyrut
filipina, benim güzel kızım,
bu mektubu seni filipinler'e anneannenin yanına göndermeye karar verdiğim gün yazmaya başladım. o yüzden şimdi hemen masamın yanındaki beşikte uyuyor olsan bile uzaklara, çok sonraya yazıyorum.
şimdi o kadar komik bir köfteye benziyorsun ki, kamptaki herkes seni "kıbbe" diye seviyor. ama ben biliyorum, güzel ve şafkatli bir kadın olacaksın. annene benziyorsun çünkü. ama gözlerin filistin. bir gün kendin bile gözlerine şaşacaksın.
etmden et koparıyorum seni gönderirken. yalnız seni değil, bu savaşın ortasında sığındığım tüm hatıraları da gönderiyorum denizlerin ötesine. çünkü burada insanlar bir yanlışlık gibi ölüveriyor. sen bir yanlışlık olamayacak kadar güzelsin.
.........
ece temelkuran/muz sesleri
görmemişim yazdığını. keşke..kış ne kadar da sınırlıyor hayatı..:(
yavaşça gitme zamanımın geldiğini hissetmiş olabilirim...ya da hissetirilmiş olabilir mi?:))
estağfurullah, her zaman beklerim, benim gitmem gerekiyor şimdi...iyi geceler..
iyi geceler sizinle olsun:) da sakın düşlerinizi yaşamaktan korkmayın..zaman zaman selamımı eksit etmem..sende etme:)
hani sessiz sessiz gelip gidince meraklandım..umrumda olan puan değil de okunması paylaşılması paylaştırılması..işte o zaman karanlıklara bi mum yakmış olabiliriz..:)
Sevgili imkanatutuldum , Yeni yılını kutlar , sağlıklı mutlu ve huzurlu geçmesini dilerim arkadaşım .
bilmukabele...
birama eşlik eden bu güzel müzik için de teşekkürler..
güneşli bir gün daha, en azından buna sevinmeli insan...sağolun, siz nasılsınız?
sevişirken soğuk uzak bir mevsim
aramıza sızdı sevgilim
inciniyor inciniyor bir şeyler
aramızda sanki sevgilim
uzak bir gölge
düşmüş üstüme
yetişemem artık ben sana
acıyla ve tutkuyla
bakıyorsun gözlerime
kayıp bir çocuk gibi
bakıyorsun gözlerime
susalım sular gibi suskun
karışalım geçmişe
bizi bize versin sessizlik
unutuyor elleri...ni ellerim
unutuyor beni yüreğin
siliniyor siliniyor sevgimiz
yaşanmamış gibi sevgilim
buz kesmiş iki ırmak
kavuşamaz birbirine
yabancı iki yalnız
sığınamaz birbirine
elveda yorgun heyecanım
ıssızlığım elveda
seni yolcu ediyorum hayata
seni yolcu ediyorum
elveda...
yıldırım türker
bi filminde hırsızdı gülşen bübikoğlu sonra hep elma yiyordu açaba meyvaların kardeşliğiyle mi çağrıştırıyor portakal acaba senan da
valla ilginç bir çağrışım, kendisi gelsin açıklasın..merak mevzuu oldu :))
|
|
sanat3071 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
felsefe2921 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
edebiyat2847 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kahve2699 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
60lar215 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
ekşi sözlük1193 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
ırkçılığa dur de892 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
simerenya3 üyesi var. üyelik serbest. |